manzara

Sarı yaprakların cılız dalları çoktan terk ettiği bir kıştı yaşadığımız. Aralık ayının bu soğuk gününde,  yazdan kalma bir güneş,  yeryüzündekileri ısıtma hevesi içindeydi. İnsanlar geride bıraktıkları ağustosu özlemeye çoktan başlamışlardı bile. O nemli ve bunaltıcı İstanbul yazını bilenler iyi bilir ki yaz güneşinin sersemlettiği insanoğlu, yaşadığını hissetmek için güneşin batmasını ve sokak lambalarının yanmasını sabırsızlıkla bekler. Çünkü akşam olmuştur, evden çıkılacak, en yakındaki park, bahçe, yeşil alan artık her ne bitki örtüsü yakınlardaysa gidilecek, gündüz yaşanılanlar unutulmaya çalışılacaktır hızla. Bu bahsettiğimiz de öyle her akşam yapılacak sanılmasın. İstanbullu haftada bir kez dışarı çıkar. İstanbullu derken en fazla 2 kuşak önce Anadolu’nun herhangi bir kasabasından gelen gurbetçilerden bahsettiğimi de bilin isterim.

İstanbullu, 6 günün yorgunluğunu o kısacık 3-4 saatte atmaya çalışır. Atar da. Belki de attığını zanneder ya.  Çok da önemli değil zaten. Önemli olan evden çıkmak, adım atmak, uzaklaşmak yaşadığın yerden. Tatil fikrine en yakın zihin dinlendirici şeylerden biridir bu. Evden dışarı atılan o ilk adım ile 3-4 saat başlar.

Hilmi Bey de ailesi ile en yakın yeşil bitki örtüsü olan otoban kenarındaki bu yere atmıştı kendisini, Esenler tarafında bir çevre yolu. Tüm manzarası 3-5 aynı ağaç türü, bol çimen, otoban kenarındaki emniyet şeritlerine çekilmiş doblolar, kendileri gibi bir ağaç gölgesi bulmuş tanımadığı insanlar, çocuklu ve kalabalık aileler,  birbirinin içinden geçen kavşaklar, kavşaklarda onlarca gürültülü araç, birbirini takip eden-korna çalan-hatalı sollama yapan ve biraz sonra artık aramızda olmayacak insanların sürdüğü otomobiller.

Ve tüm bunlar olurken Hilmi Bey ve ailesine, kendilerini deniz gören bir villada ve az sonra havuzlarına girip, uşaklarının soğuk limonatalarını sunacağını hissettiren bu yapay, bu kirli egzoz dumanlarının altında yaşama savaşı veren ağaçlar…

Tanrım!

İnsanoğlu tüm durumlara hızla ayak uydururken ve zevksizlik okyanuslarında derinlere doğru hızla batarken, yaşamanın bu en doğal halini yani otoban manzarasını deniz manzarasına eviren bir tahayyül içinde hayatından mutlu olabilmesi ne acı.

Oysa bu hikayede konusu edilen Hilmi Bey’in de bir arabası var. Ailesi ve çocukları hatta. Ve hatta haftada bir gün izni -zaman zaman çalışmak zorunda kalmazsa tabi-.

Hilmi Bey ise bu yaptığından son derece memnundur. Gelecek haftanın planını ise  çoktan hazırlamıştır…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaş