Telgrafın Telleriyle…

Bazen bir söz, bir cümle, bir resim ya da bir hikâye beni içinde bulunduğum zamandan çok başka dünyalara götürür. Bu bazen antik dünyanın mistik havasında kulağımda masalların melodileriyle tarihi bir mekan oluyor, bazen de evrenin uçsuz bucaksız ve insanın havsalasını çaresiz bırakan sonsuz karanlığındaki galaksilerde bir gezegen…

Bu seferki yolculuk ise Hürriyet gazetesinin cumartesi ekinde İpek İzci’nin bir röportajı sayesinde oldu.

Kurtuluş Savaşı bitmiş, zafer kazanılmıştı. İşin sırrını merak eden yabancı gazeteciler ‘’Zaferi nasıl kazandınız?’’ sorusuna Atatürk şu cevabı verdi: ‘’Telgrafın Telleriyle…’’

İşte o telgrafın, bir milletin kaderini nasıl değiştiğini anlatan bir kitap okudum.

Kitabın Adı Atatürk’ün Özel Şifre Hattı – PR Gizli Telgraf Merkezi.

Yazarı Başkent Üniversitesi Atatürk İlkeleri Uygulama ve Araştırma Merkezi ( ATAMER ) Öğretim Üyesi  Dr. HALİL ÖZCAN.

Bu harika kitabın yayıncısı da Siyasal Kitabevi.

Dünyada 19. yüzyılın başlarında aktif olarak kullanılmaya başlanan telgraf ile haberleşme, Atatürk’ün de yukarıda belirttiği gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atılmasında başrollerde olan gizli kahramanlardandır. Tabiki haberleşme yöntemlerinin öneminin yanında kurtuluş ümidini yüreklerinde saklayanların cesareti sayesinde Ankara Hükümeti ile iletişim kurmak için İstanbul’da PR GİZLİ TELGRAF MERKEZİ kuruldu.  

Röportajını okuduktan sonra hemen kitabı aldım. Fakat araya giren başka kitaplar yüzünden geçen hafta bitirebildim bu özel eseri.

‘Atatürk Telgraf Başında’, Şeref Akdik, 1934, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi

Kitabın konusu İstanbul’da PR GİZLİ TELGRAF MERKEZİ adıyla kurulan merkezin Ankara ile iletişiminin ayrıntılarıyla anlatılması. Öncesi ve sonrasıyla bu telgraf merkezinin kısacık hayatına tanık oluyoruz.

Ayrıca Mustafa Kemal Paşa’nın telgrafı etkili kullandığını Amerikalı gazeteci Browne ve İngiliz Yüksek Komiser Robeck de kabul etmektedir. Chicago Daily News’in muhabiri Edgar Browne Sivas’ta telgraf bürosunda Paşa’nın yarım saat içerisinde Erzurum, Erzincan, Musul, Diyarbakır, Samsun, Trabzon, Ankara, Malatya, Harput, Konya ve Bursa ile telgraf yoluyla haberleştiğine tanıklık ettikten sonra da hayranlığını, ”Bu akşam şahit olduğumdan daha etkili haberleşmeyi hiç duymadım.” sözleriyle ifade etti.

Sayfa 22, PR GİZLİ TELGRAF MERKEZİ, Dr. Halil Özcan

Kitap 5 bölüm oluşuyor;

  1. MÜTAREKE DÖNEMİNDE TELGRAFHANELERİN KONTROLÜ
  2. PR GİZLİ TELGRAF MERKEZİNİN KURULUŞU
  3. PR GİZLİ TELGRAF MERKEZİNİN ÇALIŞMA YÖNTEMLERİ
  4. PR GİZLİ TELGRAF MERKEZİNİ ORTAYA ÇIKARMA GİRİŞİMLERİ
  5. ZAFERDEN BARIŞA PR GİZLİ TELGRAF MERKEZİ

 İstanbul Merkez Telgrafhanesi’nin başmemuru İhsan Bey’in ( Daha sonra Pere soyadını alacaktı ) aynı telgrafhanenin alt katında kurduğu bu gizli merkez milli mücadelenin Payitaht ile Ankara cephesinin iletişimini sağlıyordu. Çünkü istihbarat, mühimmat ve personel desteği İstanbul’daydı.

PR Gizli Telgraf Merkezi’nin kurucusu İhsan Pere

İhsan Bey, İstanbul Merkez Telgrafhanesi müdürlüğüne atandıktan sonra Milli Mücadele’nin başarılı olması için Ankara ile haberleşmenin gerekli olduğuna inandı. Bu sebeple gizli bir telgraf merkezi kurmaya karar verdi. Hatbaşçavuşu Mümtaz Bey ve Telgraf Memuru Cevad Bey ile merkezi kurduğunda yer olarak İstanbul Merkez Telgrafhanesi’nin bodrum katındaki bir odayı seçti. Seçilen yerin İngilizler tarafından işgal edilmiş bir yer olması tehlikenin de büyüklüğünü gösteriyordu.

İşte bu merkezin hayatı yaklaşık 2 yıl sürse de Türkiye Cumhuriyeti’nin yapı taşlarından biri olduğu için hala capcanlı, hala belleğimizde, hala yüreğimizdedir.

İhsan Bey’in işgal haberlerini telgraf memuru Manastırlı Hamdi aracılığıyla olayları hemen Ankara’ya bildirmesi ile başlıyor mücadele…   

Modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta bu olaydan şöyle bahseder:

«Bu hamiyetli ve cesur, Manastırlı Hamdi Efendi olmasaydı, İstanbul felâketinden kim bilir haber almak için ne kadar intizarlar içinde kalacaktık, İstanbul’da bulunan nazır, mebus, kumandan, teşkilâtımız mensupları içinden bir zat çıkıp vaktiyle bize haber vermeği düşünmemiş olduğu anlaşılıyor. Demek ki cümlesini heyecan ve helecan kaplamıştı. Bir ucu Ankara’da bulunan telin İstanbul’da bulunan ucuna yanaşamayacak kadar şaşkın bir hale gelmiş olduklarına bilmem ki hükmetmek caiz olur mu?»
Nutuk, s.295, Devlet Basımevi, İstanbul 1938

İşgalin resmen başladığını Ankara’ya anında bildiren Manastırlı Hamdi’ye ise Martonaltı soyadını bizzat Atatürk vermiştir. Sebebi ise 16 Mart’ta İstanbul’un işgalini Ankara’ya bildirmesiydi.

Manastırlı Hamdi posta pulunda…

327 sayfalık bu tarihi kitap her kütüphanede olmalı. Böyle bir eseri kültür hazinemize kazandıran Sayın Halil Özcan’a da kişisel olarak şükranlarımı sunuyorum. 

Cumhuriyet Bayramı’nın 96.yılında adını dahi hatırlamadığımız tüm kahramanlara selam olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaş